Bir zamanlar, Konya’ya evliyalara, ermişlere saygısı büyük olan bir vali paşa atanır. Daha ilk gününden başlar yaşamakta olan ermişleri, velileri, din ulularını araştırmaya. Adamlarından birine sorar:

“Burada yaşayan ermişlerden kimler vardır?”

“Alâaddin Mahallesi’nde oturan bir ihtiyar vardır efendim, herkes bu adamı ermiş olarak kabûl eder ve sayar.”

“Öyleyse şimdi o zâtın evine gidelim!”

Vali arabasına kurulur ve bu ünlü ermişin evine va­rılır. Ermiş dede, evinin damını düzlemeye çalışmakta­dır.

O zamanlar Konya’da evlerin damlarında kiremit bulunmazmış. Bütün damlar toprakmış. Ermiş dede de dama yaydığı toprağı, lotaşt denilen yuvarlak bir taş­la bastırmaya, sıkıştırmaya çalışıyormuş. Aşağıdan kendisine seslenmişler:

“Dede, vali paşa seni görmek istiyor!”

“Af buyursunlar, yaşlı olduğum için aşağı inemeye­ceğim.”

Vali paşa alçakgönüllülük gösterir:

“Estağfîrullah, müsaade ederseniz ben yanınıza ge­leyim.”

“Beni ihya edersiniz.”

Vali, duvarcı merdivenini tırmanır, dedenin yanına varır. Hâl hatır sualinden sonra, ermiş dede konuşma­ya başlar:

“Bizim Konya’da damlar, direklerin üzerine döşen­miş dallardan ibarettir. Bu dalların ya da kamışların üzerine de toprak dökülerek bastırılır. Böylece, dam, su sızdırmayan bir örtü ile örtülmüş olur.”

Dede, hem konuşur, hem vali paşanın koluna gire­rek damda dolaşmaya başlarlar:

“Damları her yıl onarmak gerek. Gevşeyen yerleri, yazdan besleyip lotaşı ile bastırmazsak kışın yağmur, kar suları sızar aşağıya…”

Ermiş ve vali paşa kolkola damda durmadan dolaş­maktadırlar. İhtiyar, ara vermeden de anlatmaktadır: “Dama serdiğimiz toprağı ne kadar temizlersek yine aralarında ot tohumları kalıyor. Onlar da güneşi görün­ce köklenip filizleniyorlar..

Paşam, lütfen biraz da şu köşede dolaşalım.

Haa, ne diyordum? Kökler kalınlaşınca toprağı çat­latıyor, arkasından yağan yağmurlar şıp şıp odalara akıyor…

Aman paşam, biraz da şu baca tarafına şeref veri­niz…”

Vali paşa, damda bir aşağı, bir yukarı dolaşmaları­nın nedenini bir türlü kavrayamaz. İhtiyar, dam da, va­linin ayak basmadığı bir nokta bırakmamacasma do­laştırmaktadır. Vali, en sonunda dayanamaz, sorar:

“Efendi hazretleri, anlattıklarınız iyi, güzel de, beni neden böyle dolaştırıp duruyorsunuz?”

Ermiş dede, hazır fırsatını bulmuşken, şöyle devletin icraatlarını bir eleştireyim demiş olacak ki, ceva­bı yapıştırır:

“Anlatayım efendim:

Devletin ‘ayağını bastığı yerde ot bitmez’ de on­dan. Siz de bir devlet adamısınız. Damda ot bitme­sin diye sizi dolaştırdım.”


Bu deyim, “uğursuz, bulunduğu yerin betini bere­ketini kaçıran kimse” anlamında kullanılır.